Selam olsun Kızılordu’ya!
Cemil Fuat Hendek
08/05/2013 Çarşamba
Denizin ufkunu saran zırhlılar
toplarıyla sahili döverken, sıkıca birbirine sokulmuş, yüzlerinde
kararlı bir ifade ve sabırsızlıkla kıyıya varacakları anı bekleyen
askerlerle dolu amfibik araçlar hızla karaya doğru yaklaşıyorlar.
Derken, sabahın kızıla çalan ilk ışıkları bir anda ufukta beliren
uçaklarla kararıyor. Denizden ve havadan karaya yönelen eşi görülmemiş
mermi yağmuru, çıkartma gemileri sahile yaklaşırken yavaşlıyor.
Kilometrelerce sahili tarassut edecek şekilde dizilmiş beton siperlerden
uzanan ağır makineliler, kıyıya ulaşan askerlere ölüm kusuyor. Sahile
varamadan denizde vurulanlar, kumsala attığı ilk adımda düşenler...
(Tüyleri ürpermiş, için için denizden gelenlerin kazanmasını dileyen
seyirciler.)
Her biri birbirinden yakışıklı ve eşi bulunmaz birer kahraman olan
askerler mermi yağmuruna aldırmaksızın kıyı başını tutmak için koşuyor.
Ölüme meydan okuyarak kıyıya yerleşmeyi başaran, akıl almaz bir
cesaretle beton siperlerin yanına kadar gidip el bombalarıyla
içerdekileri havaya uçuranlar... (Kahraman Amerikan ve İngiliz ordusunun
zaferi üzerine inceden inceye sevinç duyan seyirciler.)
Bu seyircilerin acaba kaç tanesi büyük bir yalanla karşı karşıya
olduğunu biliyor? ABD, İngiliz, Fransız Genel Kurmayı’nın ve cümle
diplomatlarının savaş öncesinden başlayan, entrika ve alçaklıklarla
örülmüş taktiklerinin doruk noktasının, bu Normandiya çıkartması
olduğunu düşünen kaldı mı acaba Batı dünyasında? 2. Emperyalist Paylaşım
Savaşı’na bu çıkartmayla son verildiği yalanı üzerine ABD sinema
endüstrisinin elli yılı aşkındır ürettiği konulu filmlerin, Pentagon’un
talimatıyla hazırlanmış belgesellerin, her türden okuyucuya hitap eden
kitapların sayısını bilmek olanak dışı. Sinemalarda, kütüphanelerde,
okul ve üniversitelerde bu ürünlerle karşılaşanlar, 20. Yüzyılın en
kuyruklu yalanlarından biri ile karşı karşıya olduklarını bilmelidirler!
Bu savaşın dönüm noktasında Normandiya’nın değil, Kursk’un damgası vardır!
Savaşın sonlanacağı ve Almanların yenilgiye doğru gittiği işaretini,
kendi aralarında “bırakalım, Sovyetler biraz daha kan kaybetsin”
anlaşması yapan ABD ve İngiliz emperyalistleri değil, Kızılordu
vermiştir! Emperyalist güçler bir taşla iki kuş vurmak, Almanlarla
Sovyetler’i birbirine kırdırıp ikisini birden yenme hesaplarıyla
Afrika’nın çöllerinde kumla oynamaya, uçsuz bucaksız Atlantik ve Pasifik
sularında gemilerini -kimi zaman da hedefsizce- dolaştırmaya devam
ederken...
Onlar öyle yaparken, savaşın en kanlı, insanlık tarihine dehşet ve
utanç verici sayfalar yazılan Doğu cephesinde güç dengeleri değişmeye
başladı. Stalingrad kuşatmasını çökerten Kızılordu, Almanları
Moskova’nın yaklaşık 450 kilometre güneyine çekilmek zorunda bıraktı.
Alman orduları burada geniş bir yay çizerek, büyük bir taarruzla
Kızılordu’yu kuşatıp yok etmek üzere mevzilere yerleştiler. Dört ay
boyunca ağır Tiger tankları, orta büyüklükteki Panter’ler ve Alman silah
endüstrisinin en gelişkin silahlarıyla donanarak büyük taarruza
hazırlandılar.
Moskova önlerinde, Stalingrad’da hırpalanan ve daha da kan kaybetmesi
beklenen Sovyetler ise 1943’ün ilk yarısında, endüstriyi dev adımlarla
geliştirerek, Kızılordu'yu güçlendirerek beklenmedik bir güç yarattı.
Alman ordularının kuşatmasına karşı askerlik tarihinin en büyük savunma
önlemini gerçekleştirdi. Bu cephe boyunca 500 binden fazla tank mayını,
439 bin personel mayını yerleştirildi** başta sadece Stalingrad
kuşatmasından kalan askerlere dayanan Kızılordu’ya, yıl ortasına dek bir
milyon asker daha katıldı. Almanların yıldırım savaşıyla çökerteceği
umulan Sovyetler’in, bu cephede saldırganların karşısına 3 bin 600 tank,
20 bin top, 2 bin 792 savaş uçağı ve 1 milyon 300 bin mevcutlu bir ordu
dikme mucizesini gerçekleştirdiğini bilmek gerekiyor.
Böylece o günlerin en gelişkin teknolojisiyle donanımlı elit SS
birlikleri ve Wehrmacht’ın en savaşkan orduları önce dukları yere
mıhlandı sonra karşı saldırılarla bozguna uğratıldı. Kızılordu, Alman
birliklerini 5 Ağustos’ta Orel ve Belgorod’dan 23 Ağustos’ta Harkov’dan
söküp attı. Hitler’in dört aylık bir hazırlık ve bekleyişten sonra hücum
emri verdiği, tarihin gördüğü en büyük tank savaşının gerçekleştiği
Kursk cephesindeki Kızılordu zaferi, tüm savaşın kaderini belirleyen bir
zafer, stratejik bir dönüm noktası oldu.
1943’ün Eylül ayında, savaşın sonuna yaklaşıldığı, Nazi ordularının
direnişinin kırıldığı bir döneme gelinmiştir. Amerikalılar Normandiya’ya
çıkartma yaptığı için değil. Kızılordu ve partizanlar Doğu cephesinde
birbiri ardına zaferler kazanmaya ve Alman ordularını geriletmeye ve
başladığı için!
Utkan Kızılordu, artık kentlerde ve kırlardaki partizan birliklerinin
de desteğinde hızla Batı’ya doğru ilerlemeye başlamıştır. Hedef, Nazi
Almanyası’nın başkenti Berlin’dir. Fakat yol çok uzun ve zorludur. SS
birlikleri, Hitlerin isterik çığlıklar haline gelen emirlerine uygun
olarak son nefeslerine kadar direnmekte, bu arada her bir kasabayı
yıkarak, tek tek demir yollarını sökerek, köprüleri havaya uçurup,
ormanları ateşe vererek, ellerine geçirebildikleri partizanları köy
meydanlarına asarak adım adım geri çekilmektedirler.
Artık Kızılordu’nun durdurulamayacağı belli olmuştur. Müttefiklerin
yeni bir cephe açmasında ısrar eden Stalin’in arkasından dolaplar
çevirmeye çalışan ABD ve İngiliz emperyalistleri, işte bu andan sonra
savaşın kaderinin değiştiğini gördüler. Şimdi asıl amaçları, Hitler
ordularını yenmek değil, Kızılordu’yu durdurmaktır. Normandiya’ya
çıkartma yapma zorunluluğu, işte böylece gündeme gelmek zorunda kaldı.
Şu ikide bir gözümüze sokulan, beynimize kakılmaya çalışılan
çıkartma, yukarıdaki çetin savaşlardan tam bir yıl sonra, 6 Haziran
1944’de başladı.
Hitler’in savaş tecrübesi ve teknik donanımı en yüksek birlikleri,
etrafa dehşet saçan SS kıtaları Doğu cephesinde savaşırken, Batı’daki
Alman ordusunun ne yaptığını sanıyorsunuz? Fransızlar zaten çoktan
General Peten’le teslim olmuştur. Hollanda ve Belçika bir avuç
topraktır. Kuzey’de Danimarka, İsveç, Norveç ve Finlandiya usluca
Nazizme biat etmiştirler. Avrupa kıtası Güney’de de, Mussolini İtalya’sı
ve Franko İspanya’sıyla, faşistlerce emniyete alınmış bulunmaktadır. Bu
koşullarda, kendinden emin Alman ordusunun subayları Paris’in balo
salonlarında dans etmekte, randevu evlerinde gönül eğlendirmektedirler.
Bu birliklerin, arada bir İngiltere’den gelen hava saldırılarını bile
umursadıkları söylenemez. Çünkü bunların çoğu Kiel, Hamburg hedeflerine
yönelmektedir. Batı cephesindeki işgalcilerin o sıralardaki tek
tasaları, olsa olsa Fransız ve Belçika’daki direniş hareketleridir.
Casusların Normandiya’ya bir çıkartma hazırlığında olduğu haberini bile
kahkahalarla karşılayan ve Almanya’ya izne giden generaller... Uyduruk
filmlerle, balondan efsanelerle pazarlanan büyük ve kuyruklu Normandiya
yalanı, çıkartmanın bu durumdaki Alman cephesine karşı düzenlendiğini
gözlerden saklamaktadır. (Lütfen aşağıdaki, her iki cephedeki kayıpların
sayısına bir bakın.)
Bundan sonra ne oldu? Kursk cephesinden kopan Kızılordu, karşısındaki
ölümcül direnişe karşın, hızla ilerlerken Batı’daki pek kahraman ve
yakışıklı Amerikan ve İngiliz askerleri ne yapmaktadırlar? Karşılarında
hiçbir ciddi direniş olmadığı, kimi kent ve kasabalardaki yerel
yönetimler oldukları yerde çark edip, gamalı haçlarını kollarından
söküp, onları alkışlarla karşıladığı halde, yavaş yavaş ilerlemekte
önlerindeki Alman ordusunun kalıntılarını değil, Kızılordu’yu
gözlemlemektedirler.
Batı cephesi kahramanları birkaç yüz kilometreyi aşmayan asfalt
yollarda böylece oyalana dursun... Dağları, ormanları, bataklıkları ve
binlerce kilometre uzanan kanlı yolları aşan Kızılordu, 2,5 milyon
mevcuduyla 1945 ilkbaharında Berlin’in yakınlarına dayandı. 16 Nisan
sabahı 40 bin topun bir anda başlayan ve 25 dakika süren salvosunun
ardından, özel seçilmiş askerlerin ellerindeki kızıl bayraklarla başı
çektiği büyük saldırı başladı. Kızılordu askerleri, 30 Mayıs günü,
parlamentonun cephesindeki, pençelerinde gamalı haç tutan kartal
sökülene ve Reichstag’ın tepesinde kızıl bayrak dalgalanmaya başlayana
dek, Nazi birliklerinin, SS taburlarının her bir sokağı, her bir binayı
son bir çığlıkla savunduğu kentin her karışı için savaşmak, kanını
akıtmak zorunda kalacaktır.
Nazi Almanyası işte böyle dize geldi. Ve 8 Mayıs günü, Almanya teslim oldu.
O gün Elbe’nin karşı kıyısındaki Kızılordu birlikleriyle buluşana
kadar oyalanan emperyalistlerin tek bir sorunu vardı: Kızılordu’nun
Berlin’den öteye geçmesine engel olmak!
Bugünkü meselesi de, insanlığa Nazi teröründen kurtuluşunu asıl Kızılordu'ya borçlu olduğunu unutturmak.
Ama biz...
Biz, insanlığın Nazizm belasından kurtulmasını en başta Sovyetler
Birliği’ne, Kızılordu’nun kahraman savaşçılarına borçlu olduğumuzu asla
unutmayacağız!
Kızılordu’nun, Sovyet partizanlarının bu savaştaki fedakarlıklarını
ve kahramanlıklarını çocuklarımıza ve torunlarımıza anlatmayı
sürdüreceğiz!
Bu savaşta hayatını kaybetmiş kızıl savaşçıları her fırsatta saygıyla anacağız!
Ek bilgiler:
- 60 devletin doğrudan ya da dolaylı olarak katıldığı 2.
emperyalist bölüşüm savaşında, cephelerde silah altında bulunan insan
sayısı 110 milyon. Ölü sayısını ise, değişik kaynaklar 50-70 milyon
arasında veriyor. (Aradaki 20 milyon fark, sadece soyut bir sayı değil,
insandır!)
- Kursk savaşı öncesindeki savunma önlemleri sırasında, tüm cephe
boyunca kilometre başına ortalama 1,500 tank mayını ve bazı bölgelerde
1,700 personel mayını döşenmiştir. (Savaştan sonra bu bölgede hiçbir
mayın kazası olmadığına dikkat çekmek isterim.)
- Kursk savaşında Kızılordu mevcudu üzerine verdiğim sayılar,
Sovyetler Birliği' o sıradaki toplam asker mevcudunun % 26’sı, uçakların
%35’i, tankların %46’sı ve topların %26’sına denk düşmektedir.
- Normandiya çıkartması ve ardından gelen savaşta ABD ordusu
toplam 1465 ölü, 5138 yaralı ve kayıp verdi. İngilizlerin toplam kaybı
2700 ölü ve yaralı, Kanada ordusunun da 621 yaralı ve esir oldu. Buna
karşı, Berlin harekatının başlamasıyla birlikte cephenin her iki
tarafındaki toplam ölü sayısı 170 bin! 500 bin de yaralı.
Yorumlar
Yorum Gönder